Trabzon'da bir maçtan fazlası oynanacak. Trabzonspor ile Galatasaray karşı karşıya geldiğinde mesele çoğu zaman sadece üç puan olmaz; bu kez de öyle. Çünkü bu 90 dakika, iki farklı futbol aklının, iki farklı oyuna bakışın çarpışması gibi duruyor.

Okan Buruk'un Galatasaray'ı, ne oynadığını bilen bir takım. Topa sahip olur, sabreder, rakibi kendi yarı sahasına iter. En önemli refleksi ise topu kaybettiği an başlar: baskı.

Bu düzen, sezon boyunca onları taşıdı. Oyun bir kez kurulunca, Galatasaray ritmini buluyor ve kolay kolay oritmi kaybetmiyor. Ama bu düzenin bir bedeli var.

Bekler çıktıkça arkada boşluk büyür. Ve işte tam burada sahneye Fatih Tekke'nin aklı girer. Tekke'nin Trabzonspor'ubir kontrol takımı değil; bir fırsat takımı.

Rakibi bekler, hatayı koklar ve doğru anda hızlanır. Plan basit ama etkili: az gel, temiz gel, can yak. Özellikle iç sahada, tribünün de itişiyle bu plan çok daha tehlikeli hâle gelir.

Bu yüzden bu maçın kaderi aslında çok ince bir çizgide. Galatasaray oyunu kurar, sabırla oynar ve hata yapmazsa ağır basar. Ama oyun bir an için kırılır, tempo yükselir ve geçişler başlarsa, Trabzonspor'un istediği hikâye yazılmaya başlar.

BENİ İYİ Kİ TÜ RKİ YE'Nİ NBAŞ INA GETİ RDİ Nİ Z!Bazı kararlar vardır; alındığı gün tartışılır, yıllar sonra ise değeri daha iyi anlaşılır. Vincenzo Montella'nın, AMilli Takım'ın başına getirilmesi de tam olarak böyle bir karardı.

Ogünlere bir dönelim… Türkiye Futbol Federasyonu'nun masasında üç yerli teknik direktör adayı vardı!. Kamuoyunun beklentisi de büyük ölçüde (yerli) bu yöndeydi.

Yabancı bir isim fikri ise mesafeli karşılanıyordu. Otabloda tek yabancı aday olarak öne çıkan isim Montella'ydı. Ancak soru işaretleri büyüktü: "Adana Demirspor'un teknik direktörü milli takımı yönetebilir mi?

" İşte tam bu noktada dönemin TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi ve ekibi (özellikle Hamit Altıntop ve Mustafa Eröğüt) kritik bir karar aldı. Popüler olanı değil, inandıkları ismi tercih ettiler. Risk aldılar… Ve bugün baktığımızda, oriskin karşılığını aldıklarını söylemek mümkün.

Montella göreve geldikten sonra sadece saha içinde değil, saha dışında da güven veren bir profil çizdi. Önce oyuncuların, sonra kamuoyunun inancını kazandı. En önemlisi de aldığı destekleri hiçbir zaman unutmadı.

Eski TFF yönetimiyle kurduğu bağ bunun en güzel örneklerinden biri. Büyükekşi'nin, Dünya Kupası başarısı sonrası yaptığı tebriğe verdiği yanıt, aslında Montella'nın karakterini özetliyor: "İyi ki beni bu göreve getirdiniz, sağ olun. " Bu cümle, futbolda çok sık görmediğimiz bir değeri hatırlatıyor: Vefa… Bugün futbol dünyasında başarı kadar sadakat, karakter ve insanlık da konuşulmalı.

Çünkü iyi bir teknik direktör olmak sadece taktik bilmek değildir. Aynı zamanda insan yönetmek, ilişkileri doğru kurmak ve geçmişi unutmamaktır. Montella tam da bu noktada fark yaratıyor.

Hem işini iyi yapan bir teknik adam, hem de insani yönü güçlü bir karakter. Bu ikisi bir araya geldiğinde ortaya sadece başarılı bir takım değil, aynı zamanda saygı duyulan bir hikâye çıkıyor.